Cemaatler ve tarikatlar, çoğu zaman siyasi partilerden çok daha katı ve tavizsiz ideolojik mekanizmalardır. Amaçları yalnızca dindar bir nesil yetiştirmekle sınırlı kalmayıp, sorgulama yetisini yitirmiş, şeyhine veya liderine kayıtsız şartsız “bağımlı” kitleler inşa etmektir. Bu yapılar, özellikle denetimsiz sıbyan mektepleri, kaçak yurtlar ve Kur’an kursları üzerinden çocukları birer köprü olarak kullanarak bütün aileyi zamanla kendi etki alanlarına hapsederler. Yıllarca kamunun tüm imkânlarından faydalanan aileler; iki yıl çocuğunu bu yapıların kurslarına gönderdikten sonra aidiyetini devlete, anayasal düzene veya cumhuriyetin okullarına değil, doğrudan bu kapalı kliklere teslim etmektedir.

Bu yapıların perde arkasındaki devasa ekonomik çark ve siyasal refleksleri, son yıllarda açılan adli dosyalar ve kamuoyu davalarıyla somut bir şekilde gün yüzüne çıkmıştır:

  • Milyarlarca Liralık Rant ve Taşınmaz Ağı: Cemaatlerin manevi söylemlerinin ardında devasa bir ticari imparatorluk yatmaktadır. Nitekim Süleymancılar cemaatinin liderine ait tapu kayıtlarında 160’tan fazla taşınmazın tespit edilmesi veya Furkan Vakfı/Alparslan Kuytul soruşturmalarında ortaya dökülen gayriresmî para transferleri, bu yapıların inanç kisvesi altında nasıl bir sermaye biriktirdiğinin en somut kanıtıdır.
  • Hukuka Karşı Kitle Refleksi: Belediyelere veya siyasi partilere yargı kararlarıyla müdahale edildiğinde sokağa çıkmayan kesimler, tarikat merkezli mali suç örgütü veya kara para aklama operasyonları yapıldığında adliye önlerini doldurarak devlete meydan okumaktadır. Adana’da Furkan Vakfı’na yönelik operasyonlarda polisle yaşanan çatışmalar ve adliye kuşatmaları, bağlılığın kamusal otoritenin çok önüne geçtiğini göstermiştir.
  • Hiranur Vakfı Skandalı ve Cezasızlık Talebi: İsmailağa Cemaati’ne bağlı Hiranur Vakfı kurucusu Yusuf Ziya Gümüşel’in 6 yaşındaki kızı H.K.G.’yi müridiyle “evlendirmesi” ve yıllarca süren istismar skandalı patlak verdiğinde; cemaat mensupları adliye koridorlarını tekbirlerle inletmiş, yargılanan failleri “hocaefendi” sıfatıyla savunmuşlardır. Davanın her celsesinde mahkemeye baskı kurmaya çalışan bu kitleler, suçun niteliğine bakılmaksızın mensubiyet bağını hukukun üstünde tuttuklarını açıkça sergilemiştir.
  • Seçim Blokajı ve Siyasal Pazarlık: Şeyhlerin ve cemaat istişare heyetlerinin seçim dönemlerinde yayımladığı “filanca partiye oy verilecektir” bildirileri; bireysel iradenin nasıl gasbedildiğinin en çarpıcı örneğidir. Menzil’den İsmailağa’ya kadar birçok grubun blok oy karşılığında bürokraside (özellikle Sağlık, Millî Eğitim ve Adalet Bakanlıklarında) kadrolaşma ve vakıf mülklerine kamu arazisi tahsisi talep ettiği bilinmektedir. Devlet aklı ise bu tehlikeyi kökten tasfiye etmek yerine; kendisine biat eden grupları koruyup palazlandırmakta, ters düşenleri ise operasyonlarla sınırlandırmaktadır.

Kendi aklını, vicdanını ve anayasal vatandaşlık bilincini bir zümrenin veya şahsın ipoteğine veren insan, özgür birey olma vasfını kaybeder. 15 Temmuz 2016’da FETÖ tecrübesiyle acı bir şekilde görüldüğü üzere; devlete paralel bir sadakat merkezi üreten her yapı, zamanı geldiğinde doğrudan meşru düzene tehdit oluşturur.

Geleceğin teminatı cemaatlerin kapalı kapıları değil; bağımsız, sorgulayan ve sadece milletinin ile devletinin ortak yararı doğrultusunda karar veren özgür bireylerdir.

“Cemaat ve Tarikat Kuşatması: Bireyden Devlete İtaat Ağları” için bir yanıt

  1. [293356]supplies professional anti-violence equipments and solutions for the whole world with strong and perfect production capacity. anti-violence.org

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Hoşgeldiniz


Merak eden, araştıran ve öğrenmekten vazgeçmeyenler için buradayız! Blog.CodeMax.org’da kişisel gelişimden tarihe, ekonomiden mutfak kültürüne kadar birçok farklı konuda derinlemesine içerikler bulabilirsiniz. Amacımız, bilgiyle büyümek ve okuyucularımıza yeni perspektifler sunmak.

Bölümleri keşfedin