Bir ebeveyn olarak hepimiz çocuklarımızın kitaplarla büyümesini isteriz. Onların hayal gücünün gelişmesini, kelime dağarcıklarının zenginleşmesini, okuma alışkanlığı kazanmalarını arzu ederiz. Bu amaçla zaman buldukça fuarlardan, marketlerden ya da kitapçılardan masal ve hikâye kitapları satın alır, evdeki kitaplığa özenle dizeriz. Her akşam çocuklarımıza sırasıyla okutur, bazen de birlikte okumaktan keyif alırız.
Ancak burada dikkatinizi önemli bir noktaya çekmek istiyorum. Çocuklarımızın yaş ortalaması 7 ile 14 arasında olduğunda, okudukları her metni tam olarak tahayyül etme ve değerlendirme becerisine sahip olmadıklarını unutmamamız gerekir. Onların zihinsel gelişimi henüz soyut kavramları, toplumsal mesajları veya ince ahlaki detayları tam anlamıyla kavrayabilecek düzeyde değildir.
Peki, biz ebeveynler olarak bu durumda ne yapıyoruz?
Hiç düşündük mü: Okumaları için aldığımız kitapları çocuklarımızdan önce biz okuduk mu?
Yani, o hikâyeleri ve masalları kendi örf, inanç ve ahlak süzgecimizden geçirdik mi?
Bu noktada acı ama gerçek bir durumla karşı karşıyayız. Günümüzde yazılan birçok çocuk kitabının içeriği, maalesef toplumumuzun kültürel ve ahlaki değerleriyle tam anlamıyla örtüşmüyor. Bir kısmı iyi niyetle yazılmış olsa da, bazıları çocukların ruhsal gelişimine zarar verebilecek, onları kendi değerlerinden uzaklaştırabilecek unsurlar barındırıyor.
Yazarın kim olduğu, hangi düşünce yapısına sahip bulunduğu ya da hangi pedagojik yaklaşımla bu kitapları kaleme aldığı çoğu zaman gözden kaçıyor. Üstelik bu kitapların “bandrol” taşıyor olması, yani Kültür Bakanlığı tarafından satışına izin verilmiş bulunması da içeriğinin ahlaki ya da kültürel açıdan uygun olduğu anlamına gelmiyor. Çünkü ne yazık ki bürokraside liyakat kavramı giderek zayıfladı. Bu nedenle bazı kitaplar gerekli denetimlerden geçmeden, yalnızca “resmî onay” almış görünerek piyasaya sürülebiliyor.
Kendi tecrübeme dayanarak söylüyorum: Eğer bu kitapları çocuklarımızdan önce biz okursak, emin olun ki birçoğunu onlara okutmak istemeyiz. Aile yapımıza, inançlarımıza, örf ve adetlerimize ters düşen yüzlerce kitapla karşılaşmamız mümkündür.
Bu nedenle çağrım şudur:
Lütfen bilinçli ebeveynler olalım.
Çocuklarımıza okutmak üzere aldığımız her kitabı önce biz okuyalım.
Onu, kendi inanç ve düşünce süzgecimizden geçirelim.
Eğer içeriği bizi tatmin etmiyorsa, çocuklarımızın zihnine ve kalbine de o kitabı emanet etmeyelim.
Unutmayalım, çocuklarımızın ruhu bir tohum gibidir; hangi toprağa düşerse oranın rengini alır. Bizim görevimiz, o toprağın temiz, sağlıklı ve değerlerle dolu olmasını sağlamaktır.






Bir yanıt yazın